27 Kasım 2012 Salı

MATRAKÇI NASUH KİMDİR?

MATRAKÇI NASUH KİMDİR?
 
Kanunî Sultan Süleyman döneminde Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa ailesinin bir üyesi olmuştu artık. İşte o parlak dönemde bir Türk minyatür sanatçısı çıktı ortaya ve eserlerinde Doğu ile Batı’nın buluşmasını sağladı. Adı, Matrakçı Nasûh’du…
Bir gerçek var ki, o da Matrakçı Nasûh’un Rönesans İtalyası’nın seçkin evrensel aydınları gibi çok yönlü biri
olduğu. Tarihçi, matematikçi, hattat ve ressam olmasının yanı sıra, aynı zamanda bir silahşör ve sporcuydu. “Matrakçı” dendi ona, çünkü o, matrak oyununu bulan kişiydi… Yani tahta, kılıç ve kalkan yerine, yuvarlak yastık kullanılarak yapılan, zarif dans adımlarıyla bir tür eskrim karşılaşmasının… Nasûh bu oyunda öyle ustaydı ki, 1529’da Kanunî bir fermanla onun matrak oyununda tek ve eşsiz olduğunu belirtmişti.
MİNYATÜRLERLE KENT PLANLARI
Bizi burada asıl ilgilendiren, Nasûh’un topoğrafik minyatürleri. Matrakçı Nasûh’un eserlerinin kiminde kuş, tavşan gibi hayvanlar yer alsa da hiçbirinde insan yoktur. Kent minyatürlerinde çok usta olan sanatçı, eşsiz teknik ve yöntemiyle yepyeni bir tür yaratmıştır. O kadar ki, onun minyatürlerinde bir kentin binalarını tek tek görmek, çevresindeki doğa ve bitki örtüsünü incelemek mümkündür. Bunları bir plan gibi kuş bakışı yaparken, aynı zamanda bir resim gibi cepheden de göstermiştir.
Onun minyatürlü dört tarih kitabından en önemlisi, Kanunî Sultan Süleyman’ın 1534-35’teki 1. İran-Irak seferidir… Ordunun İstanbul’dan önce Bağdat’a, sonra Tebriz’e gidişi, dönüşte de Halep, Eskişehir üzerinden İstanbul’a varışı resmedildiği gibi, yolların üzerindeki tüm kentler de eserde yer almıştır. Bu eşsiz eserin tek nüshası, şimdi İstanbul Üniversitesi Kitaplığı’nda bulunuyor.
BAŞTAN BAŞA İSTANBUL
Nasûh’un iki sayfa üzerine yaptığı İstanbul minyatürü ise başlı başına bir şaheser… İstanbul, Galata ve Üsküdar’ın küçük bir bölümü olmak üzere üç kesimde gösterilen şehrin bina, bahçe, meydan, külliye ve sarayları yer alıyor minyatürde. En önemlisi, günümüze kalmayan yer ve binalarla ilgili bilgileri, burada ayrıntılı olarak bulabiliyor olmamız. Örneğin Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’da yaptırdığı ilk saraydan günümüze tek bir iz yok. Oysa Nasûh’un minyatüründe, bugün İstanbul Üniversitesi’nin merkez binasının olduğu yerde bulunan Eski Saray’ı ayrıntılarıyla görebiliyoruz.
Matrakçı Nasûh’un ikinci minyatürlü kitabı ise Sultan Bayezid Tarihi… İçinde 10 minyatür bulunuyor. Kili, Akkerman, İnebahtı, Modon ve Gülek kale ve kentleri ile Osmanlı donanmasının minyatürleri yer alıyor.

(Skylife dergisinden alıntıdır.)

www.kentedair.com

8 Kasım 2012 Perşembe

JELATİN NEDİR? HARİBO’DA VAHİM DURUM


JELATİN NEDİR? HARİBO’DA VAHİM DURUM
Jelatin(gelatin), memelilerin dokularında, kasları kemiklere bağlayan, kemikleri birbirine ve diğer organlara bağlayan kısımlarında bulunan ve bir protein olan kollagenden çıkartılan bir protein maddesidir. Hayvanların(çoğunlukla sığır ve domuzların) deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile üretilir. Jelatinin güçlü şekil alma kabiliyeti, şeffaf jell oluşturması, esnek filim haline gelmesi, hazmının kolay olması, sıcak suda eriyebilmesi ve şekil alma hassası gıda işlemede, ilaç ve kozmetik ürünlerinde, fotoğrafçılıkta ve kağıt ürünlerinde kullanılan kıymetli bir madde olmasını sağlamıştır.
Bir gıda maddesi olarak jelatin, jellenmiş tatlı ve diğer gıda ürünleri için ana kaynaktır. Meyve ve etlerin korunmasında yüzey kaplama maddesi olarak, süt tozu yapımında, pasta beze ve kremalarında, taffy, marşmellov, haribo ve diğer şekerleme türlerinde, meyve sularında, dondurmada, yoğurtta, eritme peynirlerinde, diş macunu, şampuan, parfüm gibi kozmetik ürünlerinde ve ilaç sanayiinde kapsül ve tabletlerin filim tabakalanmasında kullanılmaktadır.
HAM MADDELER
Hayvan kemikleri, derileri ve dokuları kesimhanelerden toplanır. Jelatin işleme fabrikaları bu nedenle kesimhanelere yakın yerlerde kurulur. 1kg jelatin elde etmek için 30 kg ham madde kullanılmaktadır.
Hayvan parçalarından bakteri ve mineralleri uzaklaştırmak için kostik kireç veya sodium karbonat gibi asit ve alkalikler kullanılır. Bu maddeler gıda işleme fabrikalarından ve dış satıcılarından satın alınır.
Gıda jelatinlerinde tatlandırıcı, tat verici ve renklendirici eklenir. Bu maddeler de sıvı veya toz formunda dış satıcılarından satın alınabilir.
Sığırlarda Deli dana hastalığının bulunduğunu ıngilterenin rapor ettiği 1986 dan beri Jelatin üretiminde sığır kemiklerinin kullanılmasında batıda büyük endişeler oluştu. 1989 da ABD’nin Gıda ve ılaç ıdaresi(FDA) Deli Dana Hastalığı(BSE) görülen ülkelerden sığır ithalatını yasakladı. Ancak, 1994’te FDA’nın bir kararı ile eczacılık kalitesindeki jelatinin üretiminde kullanılan kemik ve dokuların ithaline izin verildi. (ABD kendi kullanmadı ama dışarı ithal yaptı)
TÜRKİYEDE JELATİN İTHALATI
Şekerli ürünlerden, yoğurt, peynir, puding, krem şanti, margarine; dondurmadan, meşrubatlara; ilaçlardan, şampuan, parfüm, saç jölesi gibi kozmetik ürünlere kadar jelatin çok yaygın bir kullanım alanı bulmaktadır.Daha da kötüsü, jelatinin bir nevi protein olması sebebi ile Jelatin Üreticileri,günlük hayatın her safhasında kullanılabilmesi için yoğun bir kampanya başlatmış bulunmaktadırlar.
Türkiye ne yazık ki jelatin üretmemektedir.Üretim yapması için, yıllar önce Kayseri’de bir firmaya Teşvik Belgesi verilmiş olmasına rağmen maalesef bu firma jelatin üretmek yerine kemik unu üretmeyi yeğlemiştir.
Bu sebeple, ithal yolu ile ülkemize yılda 1500-2000 ton jelatin girmekte ve yaklaşık olarak 4.5-6 milyon ABD Doları döviz ödenmektedir. Bu bilgiler Dış Ticaret Müsteşarlığından alınmıştır.
Burada görüldüğü gibi, 2003 yılında toplam dünya jelatin üretimi 278300 ton olmuş. Bu üretimde kullanılan ham maddeler;
Pig Skin = Domuz derisi.
Bovine Hides = Sığır derisi (kesimi helal usulle olmayan)
Bones = Kemikler ( her çeşit hayvan kemiği) .
Other = diğer hayvan artıkları olarak açıkca görülmektedir.
Bu bilgilerin dikkatle incelenmesi sonucunda Müslüman olarak ne kadar zor durumda olduğumuz daha iyi anlaşılabilecektir.
GIDA, İLAÇ VE KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE KOYULAŞTIRICI VE ÖRTÜCÜ OLARAK KULLANILAN EMİLGATÖR SADECE JELATİN MIDIR?
Hayır, JELATıN’den başka bu maksat için kullanılabilecek Emilgatörler vardır
Bunlar:
PEKTIN (bitkisel-elma kabuklarindan elde edilir) E 440a
AGARAGAR (bitkisel-bir cins deniz yosunundan elde edilir) E 406
GUARK TOHUMU UNU (bitkisel) E 412
MODIFIYE NISASTA (bitkisel) E 1400-E 1450
KITRE ZAMKI (bitkisel) E 413
ARAP ZAMKI (bitkisel) E 414
ALGINATLAR (bitkisel) E 401-E 404
KARRAGENAN (bitkisel) E 407
E 441 JELATIN’e karsilik bu kadar alternatif bitki kökenli ürün olmasina ragmen ülkemizdeki üreticilerin israrla HARAM oldugu kuskusu yogun olan JELATIN’i Çin’den, Avrupa ülkelerinden, Hindistan’dan, Amerika’dan, Ukrayna’dan ithal ederek kullanmalari hayret vericidir. Ülkemizdeki müslüman tüketiciler uyanip, haklarini aramaya baslayincaya kadar da kullanmaya devam edecekler gibi.
Meşrubatlarda ve Dondurmalarda Jelatin
Meyve suyu ve konsantrelerinin ve dondurmaların üretiminde jelatinin kullanılmasıdır. Bir renk verme ajanı olarak çoğunlukla kullanılan beta-karoteni dengede tutmak için nihai ürüne eklendiği gibi meyve sularının arıtılmasında ve dondurmaların çabuk katılaşmasında da da jelatin kullanılmaktadır.
Firmalardan doğru bilgi elde etmekteki güçlükler sebebi ile, meşrubatlardaki ve dondurmalardaki jelatinden kaçınmak için en iyi tavsiyemiz, etiketlerinde beta-karoten vs gibi boyar maddeler belirtilen meşrubatlardan, meyve sularından ve dondurmalardan uzak durmanızdır. Ayrıca tüm meşrubatlarda olduğu gibi meyve sularında ve dondurmalarda da hayvan kökenli boya maddelerinin (cochineal gibi), fareler üzerinde yapılan testlerde tümör oluşturduğu tesbit edilen aspartam gibi suni tatlandırıcıların ve raf ömrünü uzatmak için kullanılan ve pekçoğunun sağlığa zararlı etkilerinin olduğu bilinen diğer katkı maddelerinin varlığı bizi bu tavsiyemizde haklılığımızı pekiştirmektedir.
Dondurmada ise merdiven altı dondurma üretiminde hiçbir denetim ve yaptırım uygulanamadığı için hem hijyenlik ve hem de dini açıdan ciddi bir güvensizlik oluşturmakta, markalı ürünlerde de etiketlerinde belirtmedikleri halde Arjantin, Brezilya vs gibi ülkelerden ithal ettikleri jelatini kullanarak üretim yaptıkları konuşulmaktadır. Panda, Algida ve Gold markalı ürünleri üreten firmaların kamu oyuna açıklama yapmaları büyük önem arzetmektedir. Bu ülkelerden getirdikleri jelatin için bu ülkelerden aldıkları helal sertifikalarla kendilerini müdafaya kalkmaları halinde inandırıcı olmalarının güçleşeceğini şimdiden hatırlatmak isteriz.
HARİBO ÜZERİNE
HARIBO Türkiye’de de üretilmeye başlandı ve pek çok Müslüman aile çoluk-çocuk bu ürünleri satın alıp yiyorlar.
Almanya’da faaliyet yapan HALAL CONTROL e.K kuruluşu, CIBUS Biotech GmbH Laboratuarına HARIBO ürünleri için bir inceleme yaptırmış.Laboratuar, ürünlerde DOMUZ DNA’ları tesbit etmiş. Bunu da bir raporla belgelendirmiş.
Kaynak:www.kadinlarkulubu.com

KAR TANELERİ NEDEN BİRBİRLERİNDEN FARKLIDIR?


KAR TANELERİ NEDEN BİRBİRLERİNDEN FARKLIDIR?
Suyun donarak kristal hale gelmesiyle oluşan kar, dünya üzerindeki en ilginç doğa olaylarından biridir. İlk olarak Amerikalı bilim adamı Wilson Bentley tarafından kar taneleri üzerine yapılan araştırma sonucu, kar kristallerinin mikroskop ile resimleri çekilmiştir. Bentley kar tanelerinin güzelliğinden o kadar çok etkilenmiştir ki, 50 yıl boyunca kar tanelerinin resimleri çekmeye devam etmiştir. Yapılan 50 yıllık araştırma sonucunda çekilen 6000 farklı kar kristalinin hepsinin birbirinden farklı olduğu saptanmıştır.
Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalar sonucu “hala” ağırlık, boyut ve desen açısından birbirin aynı 2 tane dahi kar kristaline rastlanılmamıştır. Kış aylarında kar yağdığında gökyüzünden sayısı belirlenemeyecek kadar çok ve birbirinden farklı kar kristali oluşmaktadır.

Kar kristallerinin bu kadar kendine özgü olmasında, yere ulaşana dek oldukça farklı etkilere maruz kalmalarının etkisinin büyük olduğu düşünülmektedir. Dünyanın farklı bölgelerinde oluşan kar taneleri, oluştukları hava koşullarına göre şekillenir. Ayrıca yere ulaşıncaya kadar farklı nem, rüzgar ve sıcaklık değerlerine maruz kaldıklarından yere ulaşana dek sürekli şekilleri değişir. Yeryüzüne ulaşana dek aynı yükte oldukları için birbirini sürekli iten kar taneleri, bu sürek içerisinde de başkalaşım geçirir.
Kar tanelerinin yapısındaki farklılığın, büyük ihtimalle oluşumlarında kullanılan suyun atmosferdeki yoğunluğuna da bağlı olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle dünya üzerindeki tüm kar tanelerinin de yapısı birbirinden farklılık göstermektedir. 1985 yılından bugüne dek kar tanelerinin resmini çeken Amerikalı bilim adamı Wilson Bentley, günümüze dek boyut ve desen olarak aynı olan kar tanesi bulamamıştır. Ayrıca laboratuar ortamında kar taneleri üzerine yapılan bazı araştırmalar, su moleküllerinin insan duygularından etkilendiğini ve bu nedenle de farklı hislere göre yapılarının değiştiğini ortaya çıkartmıştır.

5 Kasım 2012 Pazartesi

SAATLER NİÇİN İLERİ-GERİ ALINIR?


SAATLER NİÇİN İLERİ-GERİ ALINIR?

Birinci Dünya Savaşı süresince birçok ülke saatlerini yılın belli aylarında yeniden ayarlamaya başladı. Bunun amacı günün aydınlık saatlerini, insanların uyanık oldukları zamana uydurmak, dolayısıyla evlerde ve sokaklarda yanan lambalar için gerekli enerjiden tasarruf sağlamaktı.
Bugün de aynı uygulamaya devam edilmekte, Nisan ayının ilk pazar gününde saatler bir saat ileri, Ekim ayının son pazar gününde ise bir saat geri alınmaktadır. Diğer bir deyişle ilkbaharda size kaybettirilen bir saat, sonbaharda geri verilmektedir.
ABD'de kış aylarında standart zaman, yazlan ise gün ışığından tasarruf zamanı uygulaması kongre kararı olarak kabul edilmiş olmasına rağmen bazı eyaletler bu uygulamayı reddetmiştir. Bu eyaletlerde halen yaz-kış standart zaman uygulaması devam etmektedir.
Yaz günlerinde gün ışığı, yani aydınlık saatler çok daha uzun olmasına rağmen hala tasarruf için saatlerin niçin bir saat ileriye alındığı çoğunlukla anlaşılmaz. Bunun en kısa açıklaması 'gece zamanını da gündüze katmaktır' ama bizler zaten karanlık
olan saat 24:00'de değil de 23:00'de yatmamızın ülkemize ne kazandıracağım genellikle anlayamayız.
Saatleri ileri almanın kış mevsimi ile alakası yoktur. Kış aylarında standart zaman uygulanır. Ancak yaz günlerinde çok uzun aydınlık geçen bir zaman süresi vardır. Amaç bu sürenin başlangıcını ileri kaydırarak, akşam olma süresini bir saat uzatmaktır.
Yaz günleri hava çok erken aydınlanır. Eğer çiftçi değilseniz saat 05:00'de uyanmanıza gerek yoktur. Ancak gün ışığından tasarrufa gerek duymayarak saatlerimizi ileri almasaydık, bakın ne olurdu?
Dünyada güneşin 21 Haziranda 04:43'de doğduğu bir yer seçelim. Siz burada yaşıyorsunuz ve saat sekizde işte olmak için saat altıyı çeyrek geçe yataktan kalkmak zorundasınız. Bu seçtiğimiz yerde güneş ufukla 6 derece açı yaptığında, standart saat ile saat 05:11 civarlarında etraf tamamen aydınlanır. Bu durumda ileri alınmış saatler 06:15'I gösterir yani gerçekte siz işe bir saat erken gitmiş olursunuz ama ışığı yakmadan saate bakar, tıraş olup kahvaltı yapabilirsiniz.
Akşamları ise, her zaman 24:00'de yatmaya vücudunu alıştırmış bir insan, bir saat önce yatmak zorunda kalmış olur ama hava kararınca gece evde ve sokakta lambaların yanma süresi
bir saat kısalmış olur.
Gün ışığından tasarrufun sanayinin kullandığı elektrikle alakası yoktur. Onlar gece de, gündüz de olsa zaten aynı elektrik enerjisini harcarlar.

2 Kasım 2012 Cuma

ŞEMSİYELERİN ÇOĞUNUN RENGİ NİÇİN SİYAHTIR?


ŞEMSİYELERİN ÇOĞUNUN RENGİ NİÇİN SİYAHTIR?
Şemsiyeler ilk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya’da, bir rütbenin, bir ayrıcalığın sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu.
Şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile bazı Afrika kabilelerinde şefin arkasında yürüyen bir şemsiye taşıyıcısı görülmektedir. Hatta İngilizce’de şemsiye anlamındaki ‘umbrella’ kelimesi, Latince gölge anlamına gelen ‘umbra’ kelimesinden türemiştir.
Milattan önce 1200 yıllarına gelindiğinde şemsiye Mısırlılarda biraz dini bir anlam kazandı. Gökyüzünün Tanrının vücudundan yapılmış, dünyayı koruyan bir şemsiye olduğuna inanıyorlardı ve başlarının üzerinde taşıdıkları şemsiye yüksek ahlak sembolü idi.
Romalılar şemsiye kültürünü Mısırlılardan aldılar ama onu hep kadınsı bir sembol olarak gördüler ve erkekler tarafından hiç kullanılmadı. Yağlı kağıttan yapılan şemsiyelerin yağmuru da geçirmediği görülünce, kadınlar tarafından yağmurda da kullanılmaya başlandı. Artık antik tiyatrolarda, yağmurda kadınlar şemsiyeler altında rahat rahat otururlarken, erkekler sırıl sıklam ıslanıyorlardı.
Avrupa’da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700′lü yıllarda başlanmıştır. Bu yıllarda şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu.Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya devam edildi. Günümüzde yazın şemsiye kullanma adeti pek kalmadı ama yağmurda erkekler siyah şemsiye taşımada hala ısrarlı. Kadınlar ise cıvıl cıvıl renklerdeki şemsiyelerle dolaşıyorlar.

GELİNLİKLERİN RENGİ NİÇİN BEYAZDIR?


GELİNLİKLERİN RENGİ NİÇİN BEYAZDIR?
Çocuk annesine sormuş: ‘Anne gelinlerin giysisi niçin beyaz renkte?’ Annesi cevaplamış: ‘Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.’ Çocuk tekrar sormuş: ‘Peki o zaman damatlar niçin siyah giyiyorlar?’
Eski Roma’da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi tercihine göreydi.
Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktorya bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.
Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönem ahlakına göre bekaret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.
Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor.
Söz evlenmeden açılınca evlilik yüzüğünden de bahsetmek gerekiyor. İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu – temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.
Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.