30 Ekim 2012 Salı

Fotokopi Makinesinin İcadı

Fotokopi Makinesinin İcadı – Chester Carlson

Chester F. Carlson 1906 yılında doğduğunda karbon kağıdı ya da ozalit gibi çeşitli çoğaltma yöntemleri icat edilmişti. 1903′te George C. Beidler Rektigraf adlı ilk fotokopi makinesini icat etti,

ama bu işlem aslında belgelerin baskısını yapmaktan ibaretti ve tutulmadı. 1938′de Carlson elektron fotoğrafçılığı adını verdiği yöntemi bulana dek belgeler el
ektrostatik olarak çoğaltılamıyordu.

Carlson, Amerika’da yaşanan Büyük bunalımdan sonra işini kaybedinceye dek, Bell Telephone Labratories’te araştırmacı mühendis olarak çalışıyordu. Bunun ardından, önce patent avukatlığı yaptı, sonra da New York’taki elektronik firması P.R. Mallory & Co.’nun patent departmanında işe girdi; buradayken dikkatini patent işlerini hızlandırmak için bir kopya makinesi icat etmeye yoğunlaştırdı. New York Halk Kütüphanesi’nde araştırma yaparken Paul Selenyi’nin çeşitli maddelerin elektrik iletkenliğinin ışığa bağlı olarak değiştiğine dair ilkesini keşfetti. Selenyi’nin ilkesini, kopyalamaya uyarladı ve bu değişken iletkenliği, kopya edilecek belgenin sabit bir gölgesine dönüştürmek üzerine deneyler yaptı. 8 Eylül 1938′de elektron fotoğrafçılığı için patent başvurusunu yaptı ve ertesi ay bu süreci başarıyla uygulayarak yaptığı deneyin tarihini ve yerini cam bir levhadan mumlu kağıdın üzerine geçirdi:

Carlson, 20 şirketin kapısını çaldıysa da buluşuyla ilgilenen çıkmadı; ama 1944′te Columbus’taki Battelle Memorial Enstitüsü , bir telif hakkı sözleşmesi altında, fikri geliştirmek için çalışmasını kabul etti. Ronald M Schaffert bu süreci geliştirdi ve sonunda üretim hakları Haloid Corporation’a satıldı; bu şirket , Carlson’ın buluşunun adını Xerography olarak değiştirdi. Haloid şirketi, zerografi ilkesiyle çalışan ilk fotokopi makinesini 1959′da üretti; makine öylesine tutuldu ki, şirket daha sonra adını Xerox Corporation olarak değiştirdi.

19 Ekim 2012 Cuma

İSKAMBİL KAĞITLARI

İSKAMBİL KAĞITLARINDAKİ ŞEKİLLERİN ANLAMI NEDİR?

Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransasına dayandığı kesin.

O tarihlerde, Fransa'da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir

 mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu.

Bugün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart olmasının nedeni işte bu sınıflamadır.

SOKAK SANATI

İlginç sokak sanatı çalışmaları.... 























18 Ekim 2012 Perşembe

DEJAVU

Dejavu Nedir – Dejavu Ne Demek ?

Bilinçlilik durumunun ve gerçeği algılamanın bozulduğu, ilk kez görülen bir yerin sanki daha önce görülmüş gibi ya da ilk kez yaşanan bir olayın sanki daha önce yaşanmış gibi algılandığı patolojik durum.
Dejavu, yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Ânı daha önceden yaşamışlık halidir. Fransızca; déjà

 (daha önceden) ve voir (görmek) fiilinin geçmiş zamanda çekimi olan vu’nun birleşiminden türemiştir.
Beynin, yorgunluk veya başka sebeplerden dolayı bir görüntü, ses, vb. herhangi bir girdiyi, giriş anı sırasında algılayamamasından kaynaklanabilir. Beyin bu girdiyi algıladığında kişi bu olayı daha önce yaşadığı hissine kapılabilir. Ayrıca, beynin sağ lobu ile sol lobunun milisaniyeden daha küçük bir zaman farkı ile çalışmasından da kaynaklanabilir. Bir taraf diğer taraftan önce algıladığı için, geç algılayan taraf bu olayın daha önce yaşanmış olduğu yanılsamasına kapılır. Bu durum sinir aksonlarındaki küçük bir sapmadan kaynaklanır.
Dejavu’nun zıttı jamais-vu dur. Bu durumda insanlar, tanıdığı bir çevrede yabancılık çekebilirler. Dejavu ya benzer sebeplerle ortaya çıkar. Araştırmalara göre insanların %50 den fazlası hayatlarında en az bir kere dejavu durumunu yaşamıştır. İnsanların çoğu bir süre sonra, en son ne zaman dejavu yaşadığını unutur.
Deja vu , Fransızca kökenli bir terim ve “daha önce görülmüş” anlamına geliyor. günlük hayat boyunca sıkça yaşanan bu görüngü, bir anın daha önceden yaşanmış olduğu hissini veriyor. veya ilk defa gittiğimiz bir yerde sanki daha önceden de bulunmuş olduğumuzu hissedebiliyoruz. kendi kendimize açıklamakta güçlük çektiğimiz bu durum, hafızada meydana gelen ufak karışıklıkların bir sonucu olarak açıklanıyor.tabii ki daha farklı yaklaşımlar da mevcut, örneğin daha önceden hafızaya alınmış olan bir görüntünün veya olayın, belirli bir anda yeniden yarı gerçekçi bir imaj halinde zihne yansıması ( flashback) olarak da tanımlanıyor. arthur funkhoser, farklı inirsel uyarılara bağlı olarak gelişen 3 tip “déjâ vu” fenomeni olduğunu ileri sürüyor ve bunları şöyle sınıflandırıyor: “déjâ vecu” (önceden tecrübe edilmiş), “déjâ senti” (önceden hissedilmiş) ve “déjâ visité” (önceden gidilmiş). önceden yaşanmışlık hissine getirilen en güncel açıklamalardan birisi de, beyindeki kısa ve uzun dönem hafıza mekanizmalarında kısa süreli bir tutukluk meydana geliyor olması. algılanan bilgilerin ( veya duyumların) kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya geçişi esnasında, normal yoldan saparak bir anlamda “yolunu kısaltması” sonucunda o anki algı, kişi tarafından uzun dönem hafızadan gelmesi nedeniyle “geçmişte yaşanmış” olarak nitelendiriliyor. Normalde algı ve tepki arasında geçen ve aslında bizim farkında olmadığımız gecikme süresini, kısaldığı zaman fark ediyoruz ve bunun sonucunda huzursuzluk hissine kapılıyoruz. ayrıca, çeşitli sinirsel hastalıklarda, örneğin sara nöbetleri öncesinde, çoğunlukla “déjâ vu” hissi daha sık yaşanıyor.
Dejavu olayının sık yaşanması, bir tür sara hastalığının,belirtisidir. Çocuklukta ve ergenlikte eğer çocuklarımız bize bir olayı sıkça yaşadıklarını söylüyorlarsa mutlaka bir doktora başvurup sara yani epilepsi olup olmadıklarını kontrol ettirmeleri gerekir. Daha ileri yaşlarda ise bu durumun sıkça yaşanması beyinde bir bozukluğun olduğunu gösterir.
MYTHBUSTERS PROGRAMI
MythBusters programını Discovery Channel’da seyretmiştirsiniz. Ekibin amacı amacı efsane olmuş olayları zamanın teknik olanakları ile canlandırıp doğruluğunu ispatlamak olan bir programdır. İşte merak edilen sorulara MythBusters ekibinin bulduğu cevaplar : 
1-Şimşeklerin çaktığı bir havada cep telefonuyla konuşan bir kişiyi elektrik çarpar mı?‘Mythbuster’ ekibi bu teoriyi bir kuklaya 200 bin voltluk elektrik vererek test etti. Ve sorunun cevabının kesinlikle ‘çarpar’ olduğunu kanıtladı.

2-Tavanda dönen bir pervane yerinden çıkıp bir insanın üzerine gelirse o kişinin kafasını keser mi?
Dönen pervanelerle bir dizi deney gerçekleştiren ‘Mythbuster’ ekibi pervane son hızda dönse bile bir insana çarptığında kırılıp kimseye zarar vermeyeceğini ispatladı.
3-Göğüslere takılan silikonlar yüksek irtifada veya alçak hava basıncında patlar mı?
Çılgın ekip yaptıkları testlerden sonra silikonların birçok farklı çevre koşuluna uygun olarak tasarlandığını ve asla patlamayacağını kanıtlayarak bu sorunun cevabını ‘hayır’ olarak belirledi.
4-Balıkların hafızası 3 saniyede bir silinir mi?
Bir grup balığı engel testlerinden geçiren Mythbuster ekibi bir ay sonra aynı teste tabi tuttuğu balıkların testi nasıl tamamlayacaklarını hatırladıklarını ortaya çıkardı. Bu sonuca göre yukarıdaki sorunun cevabı için kesinlikle ‘hayır’ diyebiliriz.
5-Benzin istasyonunda cep telefonuyla konuşmak patlamaya neden olur mu?
‘Bir cep telefonu statik elektrik birimini keserek benzini tutuşturamaz. Yine de telefonunuzla sürekli arabaya çıkıp girerseniz düşük bir ihtimal bile olsa bu durum bir patlamaya neden olabilir’. Mythbuster ekibinin ortaya koyduğu bu bilimsel gerçeklerin ışığı altında bu sorunun cevabına rahatlıkla ‘hayır’ diyebiliyoruz.
6-Elektrik teline işerseniz çarpılır mısınız?
‘Mythbusters’ ekibi bu sorunun cevabını bulmak için de kapsamlı bir deney yaptı. Bir cansız mankeni birkaç litre idrarla ıslatarak elektrikli tele bağladı ve olanlar oldu. Bu deneyin sonuçlarına göre elektrik teline tuvaletinizi yaparsanız %100 çarpılırsınız.
7-İnsan sesi bir bardağı çatlatabilir mi?
Bir bardağı çatlatacak insan sesi frekansını bulmak için en son teknolojiyle donatılmış araçlarla deney yapan çılgın ekip bu deneyimlerine opera sanatçısı Jaime Vendera’yı da ortak etti. ‘Mythbuster’ ekibinin bulduğu frekansı sesiyle taklit eden Vendera cam bir bardağı çatlatmayı başardı. Bu deneyin sonucuna göre bir insanın sesini bir şarap bardağını çatlatacak frekansa getirerek eğitmesi mümkün.
8-Bir köpekbalığının burnuna yumruk atarsanız saldırıya uğrar mısınız?
Bu konuda da çalışmalar yapan ekip köpekbalıklarının aldıkları darbelere kaçarak tepki verdiklerini fakat siz onları yumrukladıktan kısa bir süre sonra geri geldiklerini belirtti. Eğer hayatta kalmak istiyorsanız köpekbalığını yumruklamaya devam etmeniz gerektiği de sıra dışı ekibin verdiği bir başka tüyo.
9-Bir gökdelenden düşen bozuk para birinin kafasına gelirse ölümcül sonuçlar doğurabilir mi?
‘Mythbuster’ ekibi bozuk paranın bir silahtan çıksa bile derinin içine işlemeyeceğini fakat temas ettiğinde insanın canını feci şekilde yakacağını belirtirken bu sorunun cevabını ‘hayır’ olarak belirledi…

17 Ekim 2012 Çarşamba

BAL MUCİZESİ 

Uzmanlar balın sağlık kürü olduğu konusunda hemfikir. İşte doğal enerji kaynağı olan balın mucizeleri.


 balın binlerce yıldan beri hem enerji sağlayan değerli bir besin maddesi olarak hem de yara ve yanıkların tedavisinde ve birçok hastalıkta ilaç niyetine kullanıldığını biliyor muydunuz? "Bal bir
doğal enerji kaynağıdır", bu nedenle bir yaşından büyük bebekler, yaşlılar, sporcular, hasta ve düşkünlerle birlikte normal sağlıklı insanlar tarafından sevilerek ve bilinçli olarak tüketilir.Bu besin iştah arttırır, enerji verir ve hastalıklara karşı direnç kazandırır.



Bal sindirim sistemi enfeksiyonlarında, kabızlığın giderilmesinde, onikiparmak bağırsağı ülserlerinde ve karaciğer rahatsızlıklarında yaygın olarak kullanılır, ılık suyla içilirse müshil etkisi gösterip kabızlığı önler, soğuk suyla içilirse ishali durdurur.

Karasal iklime sahip ve gün içi sıcaklık farkının fazla olduğu bölgelerde soğuğa ve soğuk algınlığına karşı, ağız, boğaz ve bronşlardaki rahatsızlıklarda doğal bir ilaç olarak kullanılan balın doku ve kasları yumuşatıcı ve gevşetici özelliği vardır.

Bal, günümüzde modern tıpta besleyici ve nemlendirici özelliği nedeniyle birçok kozmetik kremlerinde, ülserlerde, açık yaralarda ve yanıklarda doğrudan sürülen ilaçların yapımında kullanılır.

Bal enfeksiyonları önlemekte, doku oluşumunu hızlandırmakta, yara ve yanık izlerini azaltmaktadır. Balın üzerinde en çok durulan, antimikrobiyel aktivitesidir. Doğal bal içinde mikrop üreyemez. Ancak, bir yaşın altındaki bebeklerin besinlerine bal eklenmemeli ve bu gruba ilaç yerine bal yedirilmemeli. Çünkü bal clostridium botulinum sporları içermekte olup, bir yaşın altındaki bebeklerde sinir sistemi üzerine etkide bulunarak ciddi hastalanmalara neden olabilmektedir. Ayrıca balın şeker hastalığına iyi geldiği söylentilerinin bilimsel dayanağı yoktur. Bal da kan şekerini yükseltir ve fazla alınırsa hastayı komaya sokabilir.
KARA KUTU

Uçakların Karakutuları Ne Kadar Sağlamdır ? Uçaklar Neden Bu Malzeme ile Yapılmaz ?

Uçak kazalarında uçak paramparça olsa da, denizin dibine gitse de hemen kokpit denilen pilot kabinindeki son konuşmaları ve uçuş bilgilerini kaydeden karakutular aranır. Çoğunlukla korkunç kaza enkazı arasından sağlam olarak bulunan bu kutular sayesinde kazanın nedenlerine ulaşılır. Karakutu bu kadar sağlam malzem

eden yapılıyorsa neden uçağın tümünde aynı malzeme kullanılmıyor?

Uçakların rahatça havada kalabilmeleri, uzun mesafelere az yakıtla ulaşabilmeleri, mümkün olduğunca hafif malzemeden yapılmış olmalarına bağlıdır. Bu malzemeler çoğunlukla alüminyum ve plastiktir.

Kokpitteki sesleri ve uçuş bilgilerini kaydeden karakutu çelikten yapılır. Eni ve boyu yaklaşık 25 santimetre, derinliği 12-13 santimetredir. Kutuların et kalınlıkları ise 6-7 milimetre kadardır. Kutular ayrıca ısıya ve yangına karşı tedbir olmak üzere plastikle çevrili sıvı köpük ile de donatılmışlardır. Kutular o kadar sağlamdırlar ki, denize düşmüş bir uçağın karakutusu 7 sene sonra çıkarılabilmiş ama buna rağmen kayıtlar sağlıklı olarak dinlenebilmiştir.

Bir kara kutunun kullanım izni almadan evvel geçtiği testlerin bir listesi aşağıda verilmiştir.

1. Kara kutu her 3 eksen de aynı anda 1000 g lik güçte yarı dalga sinüs biçimli çarpmaya dayanıklı olmalıdır. (g=9.81 m/s2)
2. Kara kutu en zayıf olduğu eksende 6.5 milisaniye boyunca 1700 g lik yarı dalga sinüs biçimli çarpmaya dayanıklı olmalıdır.
3. Kara kutu 0.05 inch2 lik bir alanda 250 kilogramlık ani bir baskıya dayanabilmelidir. (bozuk para büyüklüğünde bir yere 5 ton düşse kaldıracak güç demektir).
4. 18 inch derinliğinde kumun altında çalışabilmelidir. (45 santim)
5. 1100 santigrat derece sıcaklıkta yarım saat çalışabilmelidir.
6. 3 metre derinliğinde suyun içerisinde 30 gün çalışabilmelidir

Uçak kazalarının nedenleri değişiktir. Havada bir şekilde infilak ederek düşen uçaklarda yolcuların kurtulma olasılığı yok gibidir. Bu nedenle de uçağın yapıldığı malzeme bu açıdan önemli değildir. Uçak yere bir bütün halinde çarpsa da düşen bir asansörde olduğu gibi yolcular çarpmanın şiddetinden hayatlarını kaybederler.
Uçağın içine sıvı köpük doldurmak elektronik aletleri koruyabilir ama insanların sadece ölüm nedenlerini değiştirir. Uçağın malzemesini karakutu malzemesinden yapmak, parçalanma ve yangından zarar görme tehlikelerini önler ama ne yazık ki bu malzemeden yapılmış bir uçak da hemen hemen uçamaz ve ekonomik anlamda hayata geçirilemez.

Karakutuların renkleri kara değil turuncudur. Bu rengin tercih edilmesinin sebebi enkaz arasından daha rahat fark edilmeleri içindir.

12 Ekim 2012 Cuma

AMAN DİKKAT 

MSG İle Zehirleniyoruz, aman çocuklarımıza dikkat. Ben poşetin içindekiler kısmını okudum, gördüm ve sizinle paylaşıyorum

EVLATLARIMIZ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ MUTLAKA OKUYUN AMA MUTLAKA ARTIK BU GIDA TERÖRÜNE SESSİZ KALMAYIN... ÖZELLİKLE YİYİP YİYİP ACIKANLAR...İŞTE BUYRUN AYRINTILAR...KENDİNİ VATANDAŞ OLARAK GÖREN HERKES PAYLAŞSIN BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR BİZLERİ ZEHİRLEMELERİNE ASLA İZİN VERMEYELİM.

pek çok gıda maddesinde gizli veya açık kullanılmakta olan MSG(Mono sodyum glutamat E-621) katkı maddesi üzerine bir yazısınyı dikkatinize sunuyorum:

”MSG diye bir katkı maddesi var. Mono Sodyum Glutamat. Yiyeceklere konunca tadının beyin tarafından güzel algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu farketmiyor, neye konsa tadi güzelmiş gibi geliyor. O yüzden üreticiler en berbat ürünlere dolduruyolar bunu. Bunun zararlarının hepsi çok sayıda çalısmayla kanıtlanmis ve bununla ilgili bir rapor Dünya Sağlık Örgütüne sunulmuş durumda. Internette arastırılabilir:

ZARARLARI:
- Bu madde nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Yol açtığı hastalıklar merkezi sinir sistemi tahribati ve buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, Sara (epilepsi).
- Retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı)
- Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite
- Büyüme hormonu baskılanması
- Pankreas hasarı, insülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet
- Böbrek ve karaciğerde hasar
- Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor yani bebek de aynı etkilere maruz kalabiliyor.

11 Ekim 2012 Perşembe

Hanım Kelimesi

HANIM

Çoğu erkek eşine HANIM ! diye hitap eder ama nereden geldiğini bilmeyiz çoğumuz bu kelimenin.
Bir gün Cengiz Han sarayına, tüm hanlarını toplamış , tahtının sağ yanına da eşini oturtmuş;

Cengiz Han hanlarına,

– “Ben Hanlar Han’i Cengiz Han, hepinizin hanıyım” demiş ve sonra eşini göstererek;

– “Bu da benim HAN IM” demiş.

İşte erkeklerin “eşim” anlamında söyledikleri “hanım” kelimesi

oradan geliyormuş.. Ne kadar hoş değil mi? Kadının adı da var, yeri de ve saygınlığı da..
Çocuklar için mükemmel bir oyuncak....

Sizde evinizde kullanmadığınız çocuğunuzun veye sizin çorabınız varsa hemen değerlendirip bir bez bebek yapabilirsiniz....

 Sağlıklı ve hiçbir Çin malı tehdidi olmaksızın rahatlıkla çocuğunuza oynatabilirsiniz...

Not: Çorabında çin malı olmadığına dikkat edin :))


Gangnam style çocuklarıda etkiledi!

Şimdi sıra Sizde  Gangnam style ile kopma zamanı :))


MICHELEN YILDIZI NEDİR?

The Michelin Guide (Michelin Rehberi) günümüzde dünyanın en iyi restoran ve otellerini yıldızlarla ödüllendiren bir rehber niteliği taşıyor. 

YILDIZ ALINCA NE OLUYOR?

Bir şef yıldız alınca hayatı değişiyor. Hele bir de 3 yıldız almaya görsün, tüm hayatı allak bullak oluyor. Restorancılık işinde en iyi para kazandıran kalem içki kalemi ve özellikle şaraptır. Şef yıldız aldıkça, lokantasına gelen müşteri kalitesi yükseliyor ve sayısı artıyor. Yani, bir şişe şaraba bir çuval para ödemeye razı olan kitlenin gözünde sizin lokantanız birdenbire dikkat çeker oluyor. Yıldızınız yükseldikçe de hem fiyatınız hem de kaliteniz yükseleceğinden, size daha elit ve daha paralı müşteriler gelmeye başlıyor. 

NEREDEN ÇIKMIŞ BU MICHELEN YILDIZI FİKRİ?

Lokantalara bu meşhur yıldızları Fransız Michelin lastik şirketi veriyor (Mişlen veya Mişlân okunuyor). Şirket 1900 yılında, Fransa'nın görülecek yerlerini tanıtan bir rehber çıkarmak suretiyle karayolu seyahatini özendirmeye karar veriyor. Seyahat artıp lastikler aşındıkça da Michelin yeni lastik satacak. İşte Michelin rehberlerinin doğuşu böylesi bir pazarlama mantığına dayanıyor.


Dünyanın en komik ve ilginç videoları....

İlginizi çekecek komik görüntüler...



Tavuklar için dramatik , acı bir film olsa gerek :))

Sizcede öyle mi?

ARABA TUTKUNLARINA...

Arabalar Hakkında Bilmediğinz 25 Şey

1. Yapılan ilk arabalarda direksiyon yoktu bu yüzden de sürücüler bir hareket koluyla arabalarını çalıştırırdı.

2. New York Polis Departmanı, 1898’de aşırı hız yapan araba kullanıcılarını takip etmek için bisiklet kullanırdı.

3. İlk aşırı hız cezası 1902’de yazıldı.

4. 1916’da dünyadaki arabaların yüzde 55’i T Ford modeldi.

5. Arabalardaki ilk gaz göstergeleri 1922’de kullanılmaya başladı.

6. 1923’te arabalar için kadınlar tarafından yapılan 173 yeni icat tanıtıldı. Bunların arasında karbüratör ve elektrikli motor çalıştırıcısı da bulunuyor.

7. İlk araba radyosu 1929’da icat edildi.

8. Buick, ilk elektrikli sinyali 1938’de çıkardı.

9. The Peanuts (Snoopy) karakterleri, ilk olarak 1957 senesinde, Ford Fairlaine otomobil reklamı için anime edildi.

10. Amerikan yapımı arabaların çoğunun kornası Fa notasından çalar.

11. Ortalama olarak bir arabada 914 meter kadar elektrik kablosu vardır.

12. Dört sene boyunca saatte 100 mil hızla gitseniz bile Amerika’daki tüm yolları aşamazsınız.

13. Arabalardaki hava yastıkları saatte 200 milde patlar.

14. BP saniyede 3,800.00 pound kâr yapıyor.

15. Ortalama olarak bir insan tüm hayatının iki haftasını trafik ışıklarının değişmesini bekleyerek harcar.

16. Amerika’da bir otomobil kazasında ölen ilk kişi 68 yaşındaki bir emlak komisyoncusu olan Henry H. Bliss’tir. 14 Eylül 1899’da New York’ta, Bey Bliss tramvaydan indi, bir kadın yolcuya yardımcı olabilmek için döndü ve bir taksi ona çarptı.

17. Amerika’daki ilk parkur, 3 milyon kaldırımtaşından oluşan Indianapolis Motor Speedway’dir.

18. 2003 senesinde Amerika’da 17,013 insan alkolle ilgili araba kazalarında can verdi. Bu neredeyse her yarım saatte bir kişinin öldüğü anlamına geliyor.

19. Kişi başına en çok Rolls Royce düşen ülke Hong Kong’dur.

20. Motorola’nın geliştirmeye çalıştığı ilk şey otomobiller için bir pikaptı. O sırada piyasadaki en bilinen pikap Victrola’ydı, bu yüzden de markalarının adını Motorola koydular.


21. Yalnızca 1997’de geri dönüşümü yapılan araçlar (yaklaşık 13 milyon), 1.75 kereden daha fazla dünyanın etrafını çevreleyerek trafik sıkışıklığı yaratabilir.


22. Tek bir arabanın geri dönüşümünü yapmak 1 tondan fazla demir cevheri, 635 kilogram kömür ve 54 kilogram kireçtaşı tasarrufu yapmamızı sağlar.

23. Bugün yollardaki arabaların hemen hepsinin geri dönüşümü yapılmıştır. Demir ve çelik içerikleri sayesinde.

24. Ortalama bir otomobili geri dönüşümde yumruk büyüklüğündeki parçalara ayırmak yaklaşık 45 saniye alıyor.

25. Otomobiller bugün dünyada en çok geri dönüşümü yapılan ürünlerdendir.
Böyle şirin çiftleri görmek çok sizcede harika değil mi?
AMAN! yandım demeyin .....

Biberden Ağzımız Yandığında Su İçmek Neden İşe Yaramaz?

Yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı emer ve mideye taşır. Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içinde ki kazein maddesi bir deterjan görevini üstlenir ve biberin yağıyla karışarak ağzı temizler.

CD'nin İcadı

                                                                                                                CD'nin İcadı

Televizyonun mucidi aynı zamanda ilk video kaydedicinin de mucididir: 1826'da John Logie Baird gramafonla aynı ilkeyi kullanarak 25 cm. çapındaki balmumu bir diskin üzerine görüntü kaydedebilen bir aygıtın patentini aldı. Philips Electronics firması Philips Lazervision ile diskin üzerine görüntü kaydetme fikrini 46 yıl sonra yeniden icat etti; 1972'de tanıtımını yaptıkları bu aygıt ABD'de 1980'de, Avrupa'da 1982'de piyasaya sürüldü. Ayrıca Philips ile Sony firmalarının ortak olarak CD'yi piyasaya sürdükleri tarihtir. (1982)

EĞLENCELİ TABAKLAR

 Yemeklerinize eğlenceli tatlar katmak için güzel fikirler....